Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

ÇOCUKLUĞUMUN MAHALLESİ-3

ÇOCUKLUĞUMUN MAHALLESİ-3
04 Ekim 2020 - 15:37 'de eklendi ve 448 kez görüntülendi.

Yazar; Safire Öztürk Aksarı


HAYMANALI

Çocukluğumun Haymanasından-3

(Mahallede Oyun Kazaları)

Bazen ufak kazalarla atlatırdık.Terzierin evinin arkasındaki dut dalından düştüğümüz gibi. Bizimle birlikte dal da kırılır, elbiselerimiz yırtılırdı. Ama her zaman bu kadar hafif olmazdı kazalarımız…

Ziraat Bankası’nın önündeki çocuk parkında salıncaklar sürekli bizi çağırırdı. Yine bir gün sokağın çocukları karşılıklı oturakları olan salıncağa bindik. 2 değil, 4 değil, 8 değil tam 12 kişiydik. İki kişi de yerde bizi sallıyordu. Hepimiz öyle çoşmuştukki, sallanmaktan sarhoş olmuştuk adeta. Salıncağın üst demirlerinin gıcırdadığını, yaylandığını, fırıncı Kemal (Çetinkaya) ağabeyin “Şimdi gözlerimi kapatıyorum, gözlerimi açtığımda hepiniz yerde olacaksınız!” sözlerini bile duymamıştık!

Nesibe ablam salıncağa binemeyen kardeşimiz Mahmut’a ısrarla binmesini söylüyordu.

Bir re sonra salıncak kopmuş herbirimiz bir yere savrulmuş vaziyetteydik.

Kendime gelmeye başladığımda uğultular ve yetişkinlerin koşuşturmasını gördüm. Beni de birisi kucağına almış su içiriyordu. Ama Nesibe ablamın bacağı kıpkırmızı kanlar içindeydi. Büyük demirin altında kalmıştı. Herkes onu hastaneye yetiştirmeye çalıştı. Bizler yavaş yavaş düzelmiştik. Nesibe ablamın bacağının üst kısmına 11 dikiş atıldı ve günlerce pansuman yapıldı.  

Sokakta oynarken annem sık sık kontrol ederdi bizi. Komşu amca ve teyzeler de tehlikelere karşı bizi uyarırlardı ama yine de başımıza birşeyler gelirdi. Örneğin; ağabeyimin akasyayı düşürmek için attığı taş karşı tarafta bekleyen kardeşimiz Ahmet’in alnına denk gelebiliyordu. Bu yüzden 3 dikiş atılıyordu.

Tığ işini küçük yaşta öğrenelim diye elimize tutuşturulan tığ ile ipten zincirler  çekiyorduk. Sıkılınca da tığı elbisemizin cebine koyuyor, düzgün bir beton yer bulup 32 taş oynuyorduk. Yine öyle bir gün eğildim, taşları topladım ama doğrulamadım. Çünkü tığ baldırıma saplanmıştı. Annem ve tüm komşular koştu. Herkes bir iki çevirdi ama çıkaramadı. Fikret abla, bir çekişte çıkardı. Kanayan yerin üzerine buz koyarak hastaneye koştuk. İki dikiş attılar. Birkaç gün pansumana gittik. Üç gün de tetanoz iğnesi vurulmuştu. Öyle anımsıyorum.

Oyun oynamaktan yemek yemek aklımıza gelmezdi. Çünkü oynamaya doyamıyorduk. Yine birgün gözlerimi bağladılar Kör Ebe oldum. Arkadaşlarım dağıldı. Kimi yakalarsam onu ebeleyeceğim ve Kör Ebe olmaktan kurtulacağım. Ama önümdeki elektrik direğine öyle bir çarptımki, gözüm çıktı zannettim. Gözüm balon gibi şişti. Kaşımın ucu yarıldı. Annem bir taraftan yağlı hamur hazırladı göz kapağıma koydu. Diğer taraftan kanayan yere buz koyarak hastaneye koştuk. İyi ki hastane evimize çok yakındı! Bir dikişle atlattım.

Yine bir başka gün yakınımızdaki (Şefika teyzelerin evi inşaat halindeydi) yanmış kireç kuyusunun içinde buldum kendimi. Belime kadar batmıştım. Sadece çıkardıkları ânı anımsıyorum.

Tehlikeli alanlar özellikle çocukların ilgisini çeker. Demircilerin evi ile Şefika teyzelerin evi arasında 60 cm kadar bir aralık kalmış. Bu aralıktan aşağısı 3-4 m kadardı. Bu nedenle tahtadan kapı yapmışlar, önlem olsun diye! Ama her nedense sokaktaki her çocuk, bir kez orayı merak eder ve açmaya uğraşırdı. Şanssızlık kardeşim Mahmut’un başına gelmişti. Düşmesi sonucunda bir kulağında işitme kaybı oldu. Yine de ucuz atlatmıştı!

Mahmut’u bir kez pek ısırmış, aşı vurulmak zorunda kalmıştı. Ama asla köpeklerden nefret etmedi! Nerede yavru bir pek bulsa kazağının altına saklar ve getirirdi. Yavru pek havladığında farkedilir, sokağa bırakılırdı.

Yine Mahmut için yüzmek bir tutkuydu. Neresi olursa olsun farketmezdi. İster Seyran Hamamı, ister bağımızın havuzu hemen dalardı. Sonra da gözleri kanlanır, kulakları tıkanırdı.

Aslında yüzmek hepimizin tutkusuydu. Bazen annemden saklı havlumuzu alır, banyocularımızla hamama gider, havuzda yüzmeye çalışırdık. Bir keresinde kendimi derin kısmında buldum. Boğulmak üzereyken kurtarıldım.

Ağabeyim Mehmet Öztürk, kardeşim Ahmet Öztürk sık sık kendi arkadaşlarıyla maçlara gider, dönüşlerinde aksayarak gelirlerdi. Annem doğruca kırıkçı-çıkıkçı Sırma teyzeyegötürürdü. Çıktıysa yerine yerleştirilir, incindiyse de ovdurur, sardırır, eve getirirdi.

Babam akşama kadar çalıştığından eve geldiğinde sorunlar çözülmüş olur, hep sürprizle karşılaşırdı.

Daha pek çok kazalar yaşamıştık: Örneğin; parmağa zorla takılan yüzük, buruna kaçan çiçek, kardeşi sallarken birlikte düşürülen salıncak gibi…

Oysa ben çok mutlu bir çocukluk yaşadım, bol bol oynadım, oyuna doydum diyordum. Demek ki artılar eksileri götürmüş! Aklımda mutlu anılar daha baskın kalmış…

Bizim bu kazalarımızın dışında evimize gelen hastalarınbakımları annem ve Safiye ablamın üzerindeydi. Safiye ablam benden 4 yaş büyüktü. O ne yazık ki çocukluğunu hiç mi hiç yaşayamadı! Erkenden sorumluluk üstlendi. On üç yaşında çok güzel elbiseler, pantalonlar dikti. En güzel Çin işlerini, en güzel Antep işlerini o işledi. Babamın dükkân komşularının kara kalem resimlerini yaptı. Saç kestirmek isteyen ablama koştu. Ablamın sihirli elleri her şeyi güzelleştiriyor, düzene sokuyor, hastaları iyileştiriyordu. Özellikle bebekleri... Hâlâ şifa dağıtan elleri en güzel sözleri hak ediyor…

Sokağımızın çocukları:

Bizim evden başlayayım: Mehmet, Safiye, Nesibe, Safire, Ahmet, Mahmut. Ve komşu çocukları olan arkadaşlarımız; Ahmet, Ümit, Neşe, Nermin, Cemalettin, Celalettin, Nevin, Muazzez, Emine, Fatma Zeynep, Nimet, Alican, Çiğdem, Selma, Şerife, Türkân, Dilek, Tülây, Neşe, Canân, Pembe, Fahri, Sabiha, Tülin Kapıcı, Tülây Kapıcı, Turgut, Sezer, Rahmiye, Ahmet, Sultan, Tülin Saraç, Ayşe Saraç, Ayla, Ayşe (Fen memurunun kızı), Tülin Balcı, Emel, Ferhan, Erdal, Peyman, Muallâ, Neclâ, Selçuk, Hamza, İsmet, Fattiş, Satı, Anakız, Satılmış, Ömer, Saadet, Ferruh…daha ismini anımsayamadıklarım var. Yazıyı okuyup “Ben de o sokakta, o oyunlarda vardım!” diyenler facebook sayfasına isimlerini ekleyebilirler.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER