Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

Çocukluğumun Haymanasından-12

Çocukluğumun Haymanasından-12
27 Aralık 2020 - 17:46 'de eklendi ve 609 kez görüntülendi.

Yazar; Safire Öztürk Aksarı

HAYMANALI

Çocukluğumun Haymanasından-12

(Gelin)

 Bizim çocukluğumuzda ve bizden önceki yıllarda ne televizyon vardı ne de video çekimleri. Ancak 1970’lerden sonra TV ve video çekimleri yaygınlaşmaya başladı.

  Fotoğrafçılar vardı ama o anı ölümsüzleştirmek yaygın değildi. Bizler, yetişkin olduğumuzda fotoğrafın önemini fark ettik ve bol bol fotoğraf çektik ve çektirdik.

  Fotoğraflar bizim belleğimiz oldu. Yazmayan bir toplum olduğumuzdan fotoğraflara baktıkça olayları ve kişileri anımsar olduk. İnsanlar yaş aldıkça çocukluk anılarını anımsar oluyor. Keşke o zamanlar günce tutma alışkanlığımız olsaydı da yazarak her şeyi kayıt altına alsaydık! Örneğin, annemle babamın hayatayken anlattıklarını not almadığıma pişman oluyorum. Karahoca köyündeki yaşantıları, gelenek-görenekleri oldukça zengin bir kültürü yansıtıyordu.

  Elbette Haymana’ya yerleştiklerinde de sürdürdüler bu gelenek-göreneklerini.

  Düğünler, bayramlar, asker uğurlamaları, doğumlar, bebeklerin diş hedikleri, el değirmeninde bulgur öğütmeleri, buğdaydan nişasta yapmaları, sürülerin sağılması, peynirlerin yapılması, tezgâhta kilim, çuval dokumaları (Annem “Istarda kelete dokurdum” derdi.), Köy Odası için yemek hazırlanması… hepsini coşkuyla anlatırlardı.

  Yaşam koşulları değiştikçe gelenek-görenekler de değişiyor. Doğal olarak değişecek de elbette. Örneğin, Karahoca köyündeki düğünlerde gelinler “bindallı”giydirilerek, başındaki altınlı fesin üstüne de kırmızı pullu örtü örtülür ve ata bindirilerek damat evine götürülürmüş.O yüzden olacak ki, “Gelin ata binmiş, ya kısmet!” denmiş. Sözü de oradan geliyor.

  Zamanla gelinler, beyaz gelinlik giymeye başladı. Çocukluğumuzda gelin görmeye gitmek sanki sanatsal bir etkinliğe katılmak gibiydi. Birbirinden renkli çeyizleri ve gelini izlemek ilginç gelirdi.

 Evin bir odası düğünden bir hafta önce “çeyiz odası”olarak belirlenir. Duvarlara çiviler çakılır, çivilere ipler gerilir iplerin üzerine de çeyizler asılırdı. Asılı olmayanlar da yatakların, sandıkların ve masaların üzerinde sergilenirdi. Mutfak eşyası gibi çeyizler de yerlerde dizili olurdu. “Çeyiz Odası”na girişte gelin, gelinlik kıyafeti içinde gelenleri ayağa kalkarak karşılar sonra da sandalyesine otururdu. Gelin hiç kıpırdamadan sessizce önüne bakardı. Vitrindeki mankeni izler gibi izlerdik. Çünkü gelinler konuşmaz, gülmez ve hareket etmezdi.

  Gelinlere beyaz gelinlik giydirilir, saçları toplanarak topuz yapılır ya da uzun salıverilir, makyaj yapılırdı. Başında mutlaka gelin tacı, taca bağlı duvak ve gelin teli bulunurdu.Duvağın ön tülü gelinin yüzünü örter, yüzü tülün arkasından görünürdü. Ellerine mutlaka beyaz eldiven takılı olur, avucunda da yapma çiçek ve yine gelin teli tutardı. Gelinler hep süzülürdü. Halk arasında suskun, sessiz, durgun, duran kişilere “Gelin gibi ne süzülüyorsun!” derler.

  Gelinin arkadaşları gelin telinden koparır, darısının kendisine de bulaşacağını düşünürlerdi. Tez zamanda kısmetlerinin açılacağı günü beklerlerdi. Daha sonra bu adet, gelinin ayakkabısının altına adlarını yazdırmaya dönüştü.

  Gelin görmeye giden kişiler hediyelerini de yanlarında götürür, hayırlı olmasını dilerlerdi. “Allah, bir yastıkta kocatsın!”, “Allah, mürüvvetini göstersin!” gibi dileklerde bulunurlardı.

SÜRECEK…

25 Aralık 2020

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER