Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

Çocukluğumun Haymanasından-15

Çocukluğumun Haymanasından-15
17 Ocak 2021 - 17:51 'de eklendi ve 1798 kez görüntülendi.

Yazar; Safire Öztürk Aksarı

HAYMANALI

Çocukluğumun Haymanasından-15

(Evimiz-1)

  Sosyal yaşam kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarabilmek için her kentin bir kimliği olmalı.

  Evler, mabetler, meydanlar, parklar, doğal kaynaklar, müzeler, hanlar, hamamlar… gibi sosyal yaşam alanları o kentin kültürünü belirler.

  Buradan yola çıkarak her evin bir kimliği olmalı diyorum. O ev kaç yılında yapıldı? Kim yaptırdı? Kimlere yaptırıldı? Malzemesinde ne kullanıldı? O evde kimler yaşadı? Nasıl bir yaşam sürdürüldü?…v.b.g sorular çoğaltılabilir.

  Evimiz Medrese Mahallesi İsmet Paşa Sokağındaydı. Küçük ara bir sokaktan girildiğinde sizi çift kanatlı ahşap bir kapı karşılardı. Ahşap kapının üzerinde pirinçten yapılmış yüzüklü, bilezikli zarif bir kadın eli biçimindeki tokmağa vurulduğunda kapı açılırdı. Dış kapı avluya adımınızı attırırdı.

  Doğduğum ve çocukluğumun geçtiği ev, en az 100 yıllık. Bizden önceki sahiplerini bilmiyoruz. Ama 67 yıldır bize ait. Keşke Belediyenin eski evlerle ilgili bir envanteri olsaydı, kayıt altına alınsaydı! Bu evler, belediye ve ev sahipleriyle işbirliği yapılıp “Anı Evleri” olarak korunabilseydi!

  Haymana’da bizim evimiz gibi birkaç ev daha vardı. Bunların bazıları yıkıldı. Sanırım bizim ev gibi bir ya da iki ev kalmış olabilir. Evimizin önündeki Hacı Osmanlara ait ev yıkılarak apartman yapıldı. Yine sol tarafımızdaki Tahsin Amcalara ait tek katlı ev de yıkılarak apartman yapılınca evimiz manzarasız kaldı. Oysa; öncesinde Hasan Ağa Deresi’ne kadarki yerleşim yerlerini, tepeleri, MerkezHamama giden yolu, paralelindeki bir alt sokağı, Zıp Zıp Alilerin evine kadar olan her yeri görebiliyorduk. Banyocuların otobüslerden inmeleri, Ciğersiz İbrahimin oradan oraya koşuşturarak yolcuları bindirme çabası, Simitçi Nuri Amcanın fırınından alışveriş yapanlar, camiye girenler-çıkanlar… hepsi bizim evden görünürdü. Haa o zamanlar sokağımızdan geçen sığır sürüsü okul çıkışı öğrenciler gibi kalabalıktı. Ayrıca sokağımızdan Temmuz ve Ağustos aylarında Toprak Mahsulleri Ofisisilosuna/deposuna buğday taşıyan kamyonlar geçerdi.

  Haymana toprakları bereketliydi.

  Evimizin manzarasının yok olması ve merdivenli evde yaşamanın yorucu olması nedeniyle annemler 1994 yılında Merkez Cami’nin karşısındaki apartman dairesine taşındılar. Zaman zaman eski evimizi yokluyorduk. İlk önce avlu kapımızın orijinal pirinç el tokmağı çalındı, kapı kırıldı. Babam tahta kapının yerine demir kapı yaptırarak daha korunaklı olacağını düşündü. Ama hırsızlar demir kapıyı aşarak, eski evimizdeki tüm bakır kazanları, bakır hamur leğenlerini çaldı. Emniyet’e bildirdik, polisler geldi ama sonuçsuz kaldı. Oysa arasıra uğrayıp kayısımızı topluyor, geçmiş günlerimizi yad ediyorduk. Son zamanlarda evimizin arka duvarının nem alması nedeniyle evimizin çökme ihtimali ortaya çıktı.

  Oysa çocukluğumuzun ve gençliğimizin geçtiği evimiz hem çok güzel hem çok işlevsel hem de acı tatlı pek çok anımıza tanıklık etmişti.

  Evimizin ilk hâli cumbalıydı. Yani; üst katın ön kısmı dışarıya doğru çıkıntılıydı. Dış cephede çatının birleştiği üçgen kısmında lacivert ve turkuvaz renkli kare şeklinde 4 adet seramik bulunmaktaydı.

 Cumbanın alt kısmı tahta kalem işçiliğiyle oyulmuş, destekle alt katın giriş kapısının yanlarından bağlantılanmıştı. 1968 yılında salonun cumbalı bölümü öne doğru kayarak çatlaklar oluştu. Bu nedenle komşumuz Bulgaristan göçmeni Müstecep Amcanın ustalığında evin çıkıntı (cumba) kısmı yıkılarak beton direklerin üzerine tuğladan düz duvar örüldü. Pencerelerin de özelliği yok oldu. Böylece evimiz dışarıdan sıradan bir ev gibi görünmeye başladı. Oysa, içinin özgün yapısı aynen korundu.  

Evimiz nasıldı?

  Evin giriş kapısı çok büyüktü. Kapının ortasında gelenin kim olduğunu görmek için pencere şeklinde küçük bir kapı bulunmaktaydı. Anahtar deliği bizim erişemeyeceğimiz kadar yukarıdaydı ve kocaman bir anahtarı vardı. Kapı açıldığında yerler kayrak taşla döşeli olduğundan bizi Taşlık karşılardı.

  Taşlık’ta merdivenlere doğru iki uzun kilim serili olurdu. Yukarı çıkmak için kilimin üstünden yürürdük. Sağında kömürlük, solunda kiler odası bulunmaktaydı. Taşlığın sol duvarındaki kilerin penceresi ve yanında duvara çakılmışgiysi askılığı vardı.

  Kömürlük ve kiler kapılarından beşer basamakla çıkılır, buradaki sahanlıktan ters yöne tek merdivenle salona varılırdı/çıkılırdı. Babam salona hep sofa derdi.

  Sofaya tek merdivenden yukarı tahta oymalı tırabzanlardan tutarak çıkılırdı. Çıkarken merdivenin üstünün bir kısmı düz çatı gibi tahtayla kapatılmıştı. Masa işlevini görüyordu. Bu tahtanın üzeri muşamba ile kaplı olduğundan adına da Muşamba derdik. Örneğin, mutfakta hazırladığımız yemekleri, salataları, tatlıları önce Muşambanın üzerine koyar sonra sofraya taşırdık.

  Sofada dört kapı vardı. Oturma odası, misafir odası, mutfak ve tuvalet kapısı.

  Oturma odasında kocaman bir dolap vardı. Tahta mandalla açılır kapatılırdı. Oturma odası, aynı zamanda çocukların yatak odasıydı. Divan dediğimiz üç somya ile tavandan çengellerle asılmış bebek salıncağı vardı. Duvarda büyükçe bir radyo, Saatli Maarif  Takvimi, elektrikler kesildiğinde yakılmak için hazır bekleyen gaz lâmbası ve bez torbasında asılı Kuran’ı Kerim bulunmaktaydı.

  Misafir odası dediğimiz yer aynı zamanda annemle babamın yatak odasıydı. Kocaman pirinçten bir karyola, divan ve masa bulunurdu. Odanın taban ve tavanı tahtaydı. Tavanın dört köşesinde tahtadan oyma gül motifleri vardı. Bir duvarı boydan boya dolap kaplamıştı. Ortada aynalı dolap, bir yanında elbise dolabı, diğer yanında banyo dolabı bulunmaktaydı.

  Aynalı dolabın altında iç çamaşırlarımızı koyduğumuz dolap üstünde bir çıkıntı ve yanlarında tahta oymalı küçük gözler/bölümler bulunurdu. Dolabın tam ortası ayna ile kaplı bir dolap, dolabın üstü tavana kadar baklava biçiminde ritmik bir düzenleme ile oyulmuş kalem işçiliği vardı.

  Mutfak kapısının üst kısmı camlı, alt tarafı yine oymalıydı. İçeride tel dolap, Singer buzdolabı, raflar, lâvabo, betondan tezgâh, dışa açılan küçük bir pencere, Milangaz ocağı ve üzerinde kocaman bir davlumbaz (sanırım çok önceleri bu bölüm odunla kullanılan bir ocaktı). Ayrıca mutfaktan oturma odasına açılan bir pencere vardı.

   Tuvalete girişte önce banyoyla karşılaşırdınız. Banyoda lâvabo ve termisifon, bakırdan ibrik ve leğen bulunurdu. İçindeki ayrı bir kapıdan tuvalete girilirdi.

  Evimizdeki odaların kapıları oymalı ve porselen tutamaklıydı. Yuvarlak porselen tutamağı çevirerek kapıları açar kapatırdık.

  Elektrik kabloları, duvarın yüzeyine yerleştirilmiş siyah borunun içinden geçerdi. Elektrik düğmeleri çıkıntılı ve çevirmeliydi. Yine prizler de düğmeler gibi siyah ve çıkıntılıydı.

  Sofanın cumba kısmında tahtadan yapılmış üstü açılıp kapanan sedir bulunmaktaydı. Üzerinde sedir halısı, üstünde minderler ve yaslanmak için içi kamış dolu ön yüzü halıyla kaplanmış yastıklar vardı. Sedirde oturup dışarıyı seyretmek çok güzeldi. Sofada ayrıca tahta oymalı sandalyeler ve annemin dikiş diktiği Singer dikiş makinesi bunmaktaydı. Sedirde oturup evin içine baktığımızda karşımızda merdiven sahanlığının üzerinde Muşamba’yı ve yan taraflarında tavana kadar duvara gömülü kapaklarında oymalı desenler olan dolapları görürdük.

  Şimdi boş olan dolaplar konuşabilse neler anlatırdı neler…

SÜRECEK…

16 Ocak 2021

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER