Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

Çocukluğumun Haymanasından-19

Çocukluğumun Haymanasından-19
14 Şubat 2021 - 17:23 'de eklendi ve 591 kez görüntülendi.

Yazar; Safire Öztürk Aksarı

HAYMANALI

Çocukluğumun Haymanasından-19

(Babamın Eski Dükkânı ve Dükkân Komşuları)

   Babamın eski dükkânının bulunduğu yer ve dükkâna giden yol üzerindeki birçok dükkân şimdilerde yok!

   Çünkü, bugün yerinde Çağ Devre Mülk binası var. O dönemleri bilmeyenler için anlatacaklarım masal gibi gelebilir. Oysa; sosyal ve ekonomik yaşamda o dönemde ve o ortamda olağanüstü bir hareketlilik ve samimiyet vardı. Şimdi geçmişe bir yolculuk yapma zamanı.

   Babamın dükkânına giderken;

Evden çıkıp, sokağa inince, sağa dönüp biraz yürüdüğünüzde Acı Çeşme (Uzun Kadın Çeşmesi)’ye, ordan da yukarı doğru ilerlediğinizde Karaalilerin (Çetinkayaların) fırının önüne gelirsiniz. Merdivenleri çıktığınızda Belediye Binası’nın altındaki SümerbankMağazasını görürsünüz. Sümerbank Mağazası’nın solunda kadın ve erkekler için umumi (genel) tuvaleti görürsünüz. Sümerbank Mağazası’nın sağında ise, l’in altındaki dükkânları…Gazoz Fabrikası’nı görürsünüz. Karşısındaki dükkânlar aklımda daha kalıcı olmuş. Fırının üstünde ilk başta kutnu kumaş (Kutnu, çözgüleri ipek, atkıları pamuk ipliğinden saten örgü ile dokunmuş, üzerinde çözgü yönünde, renkli çözgüleri olan bir tür yarım ipekli kumaş, bir çeşit desenli atlastır. Kutnu kumaşı yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi, çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik, perdelik kumaş ve millî kıyafet olarak kullanılmaktadır.)tan üç etek Kürt kadın kıyafetleri diken terzi dükkânı vardı. Kutnu kumaşın renkleri ve deseni çok ilgimi çekerdi. Yanında dondurmacı, manifaturacı, Avukat Nejat’ın yazıhanesi ve Karahocalı Mehmet Efendilerin manifatura mağazaları vardı. O dönemin cam vitrinli en lüks mağazasıydı. Yanında Faznın bakkalı bitişiğinde saatçi Hafız’ın dükkânı vardı. Onun yanında da bizim evin arkasında Asım dayıların/Fadime halaların küçük bahçeleri ve evleri varmış (Annemin anlattığına göre; helva ve pişmaniye yaparlarmış ve dükkânları da Hâl’in altındaymış. Ben anımsamıyorum). O bahçenin tam karşısında Aziz Efendilerin iki katlı cumbalı ve yemyeşil ağaçlıklı bahçeleri vardı. Fazlı’nın dükkânının karşısındaki merdivenden çıkınca sağında her taraf kurutulmak üzere ve üst üste konmuş koyun postlarıyla kaplıydı. Burası daha sonra dericilik üzerine kendilerini geliştiren Kürk ve Deri konusunda söz sahibi olan Dericizade Faruk ve Asrın Kürkadlarını duyuran kardeşlerin babası olan Koca Bahri ya da yerel ağızla söylendiğinde Gök / Göğ Bahri’nin dükkânıydı. Yanında terzi Hüseyin’in dükkânı vardı.

  Karşısında ise merdivenin başında büyük bir kahvehane vardı. Kapısının birisi Hâl’e, diğeri ise arka tarafa açılıyordu. Yanında yine dükkânlar vardı. Güdüllü Mehmet Çavuş’un dükkânı… Hasan dayının bakkal dükkânı vardı. Genelde oradan alışveriş yapardık. O zamanlar her şey açıktan satılırdı. Çok az şey pakette satılırdı. Annem bez torbayı ve parayı elimize verir, toz şeker almaya gönderirdi. O zamanlar enflâsyon yoktu! Fiyatlar değişmezdi. Aynı paraya, aynı miktarda toz şeker alırdık.

   Babamın dükkânı pazarın başındaydı. Bir altında Hidayet Ünal’ın bakkal dükkânı, sırasıyla kalaycı İhsan, kalaycı Orhan, kalaycı Laz Dursun ve kalaycı Güdüllü Mahmutamcaların dükkânları vardı.

   Babamın dükkânının üstündeki boş alana Ceyhan Ağabey (Çancı) karpuz sergisi ve meyve kasaları koyardı. Annesi Fadime teyze de başında dururdu. Yanında Ramazan Koyuncu’nun bakkal dükkânı, bitişiğinde kasapMustafa’nın oğlu Atay Ağabeyin kasap dükkânı vardı. Evleri de oradaydı sanırım.

   Pazar yerinde pazarcıların kaldığı Hacı Abdullah’ın iki katlı oteli vardı. Yanında Kayserili kunduracı Hamza’nın küçük bir ayakkabı tamir dükkânı, Fazlı Yaprak’ın bakkal dükkânı, Zihni Ağabeyin ayakkabı dükkânı, Ziya Gökşen’in bakkal dükkânı ve Zeki Çankara’nın ayakkabı dükkânı vardı.

    Sadece bu kadarcık yerde bile ne kadar çok bakkal, terzi ve manifaturacı varmış! Daha yoklumun üstünde olmayan Hâl’de ve çarşıda pek çok bakkal, manifaturacı, terzi, manav ve kasap bulunmaktaydı.

  Babam ve komşu dükkân sahipleri amcalar, dayılar ve ağabeyler arasında çok güzel bir iletişim vardı. Sürekli şakalaşırlardı. Banka kredilerinin ya da senetlerinin ödeme vakti geldiğinde birbirlerine yardımcı olur, parayı denkleştirirler, birkaç gün içersinde de ödünç aldıkları parayı öderlerdi.

  Babam Karahocalı Hacı Lütfi Öztürk’ün ilk dükkânı 1967 yılına kadar buradan geçimizi sürdürdük. Bu dükkânımızda hayvan koşumları, nalburiye, hırdavat ve tarım ilaçları satardı. Babam Haymana’nın ilk tarım ilaçları bayisiydi.

  Dükkânına “rızık kapısı(İslâm) İnsana fayda veren, yenilebilen, içilebilen ve Allah’ın herkese nasip ettiği, kendisinden faydalanılan diğer maddî ve manevî şeyler. Örnek: Rızk hiç değişmez, azalıp çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez.) derdi ve sabah erkenden, biz yataktayken o dükkânı açardı.

  Babam sabah namazını camide kılar, dönerken de simitçi Nuri Amcanın fırınına uğrar her birimize birer tane olmak üzere ipe dizili kıtır kıtır susamsız halkalardan alır, sabah kahvaltısında birer tane dağıtırdı. Biz de önce bileğimize takar, sonra da kahvaltıda yerdik.

   Bazı günlerde henüz biz kalkmamışken annem babamla dükkâna gider, ona yardım ederdi.

   O yıllarda bazı tarım ve haşere (bit, pire, böcek…) ilaçları ambalajlı satılmıyordu. Toz halinde olanları gram gram tartarak naylon poşetlere koyup bağlarlardı. Sıvı olanları da litreyle ölçerek huniyle şişelere koyar, mantarla ağızlarını sıkı sıkı kapatırlardı.

  İlaç şirketleri, zehirlenmelere karşı babamı yoğurt yemesi ve sık sık ellerini yıkaması konusunda uyarırlardı.

  Dükkânda şebeke suyu olmadığından duvara monte dilmiş galvanizden yapılmış musluklu bir su deposu bulunmaktaydı. Babam sık sık ellerini sabunlar, naylon küvette biriken suyu da dükkânın önüne serperdi. Eve geldiğinde giysilerini alt katta çıkarır, ev giysilerini giyerek üst kata çıkardı.

  İlacın yanı sıra katran, asfinik gibi sıvı olan maddeleri de büyük tenekeden başka bir litre kabıyla ölçerek şişelere koyardı.

  Babamın müşterilerinin çoğu köylülerdi. Sattığı ürünlerin büyük çoğunluğu müşterinin ihtiyacına  göreydi. Bit, pire, sinek, fare ilacının yanı sıra ağaçlara, bitkilere, hayvanlara zarar veren haşerelere karşı kullanılan ilaçlardı. Ayrıca toprağı besleyen gübre de satardı.

  Katran, asfinik, zift, şap, kükürt, göktaşı köylülerin aldıkları ürünler arasındaydı.

  Sattığı bazı malzemeler tavandaki çivili asılıydı. Çobanların giydiği kepenek, çeşitli kalınlıklardaki ipler (halat, urgan, sicim…gibi). Ucu çengelli uzun bir sopayla alır, tekrar yerine asardı. Duvarlarda at koşumları, at torbaları asılı olurdu. Raflarda ise, heybeler, çuvallar. Kutularda çeşitli büyüklüklerde çiviler, çekiçler, keserler, kazmalar, kürekler, yaba, bel gibi aletler ve sapları bulunurdu. İlaçlardan uzak bir rafta da bisküvi, lokum, üzüm ağdası gibi yiyecekleri kapalı kutularda satardı.

  Bir raftada destemal dediği kocaman mendiller, kemikten yapılmış çift taraflı taraklar, tükenmezler, dolma kalemler bulunurdu. Dolma kalemleri genelde biz tüketirdik.

 Dükkândaki her şey ağaçtan yapılmaydı. Kapısı, penceresi, rafları, kasası, tartı aletini koyduğu tezgâhı, para çekmecesi her şey tahtaydı. Hemen hemen herkesin dükkânı aynı durumdaydı. Henüz çelik kapılar, çerçeveler yaşamımıza girmemişti. Millî Bayramlarda bile bayrakların sopası ağaç kapılarına çiviyle düşey biçimde çakılırdı.

  Tahta kilitli kasaya defter ve senetleri koyardı. Onlara yazdıklarını da kopya kalemle yazardı. Normal silgiyle silinmezdi. Bir de tahta tezgâhının yanındaki duvarda Saatli Maarif Takvimi’nin yanında iple asılı uzun 20 cm eninde bir mukavva olurdu. Borcunu kısa sürede ödeyecek olanları oraya kara kalemle yazar, birkaç gün sonra ödediğindesilgiyle silerdi. Babam bazen Osmanlıca hesap yapar, not tutardı. Bazen de Türkçe yazar, günümüz rakamlarıyla hesap yapardı.

  O yıllarda babam “Haymana’nın 93 pare köyü var” derdi. Ve köylüler / çiftçiler alışveriş için Haymana’ya sık sık gelirlerdi. Babam gelen müşterinin giyiminden, konuşmasından hangi köyden geldiğini hemen tahmin ederdi. Türkçe konuşamayan Kürt müşterilerini de anlar, bir şekilde anlaşırdı. Kürtçe sayıları, hesap yapmasını bilirdi.

  Müşterilerinin çoğu veresiye alışveriş yapardı. Kimisi koyunları kuzuladığında, kimisi ekini kaldırdığında, kimisi de yün-tiftik sattığında getirirdi.

 Bazıları da borcuna karşılık bal ya da altın getirirdi.

 Babam Ankara’ya mal almaya gittiğinde dükkânda genellikle Nesibe ablam ve ben beklerdik. Para işlerinden Nesibe ablam anladığı için babam ona “Nasipli kızım!”derdi.  Bense işin oyun kısmındaydım. Müşteri gelmediğinde orada oturan komşuların çocukları ile saklambaç oynardık. Kazandığımız parayı elbisemizin cebine koyardık. Ara sıra İhsan Ağabeyin kalay yapışını, körükle ateşi nasıl alevlendirdiğini kapıdan izlerdik. Bir de Kunduracı Hamza Amcanın önlüğü, makinesi ilgimizi çeker  ayakkabıları dikmesini, ayakkabıya yama yapmasını ilgiyle izlerdik.

  O zamanlar dükkâna gelen müşteri bizi, ciddiye alır, kandırmaya çalışmazdı.

  Babam 1967 yılında dükkânı Yaylakent Pasajı’nın olduğu mekâna taşıdı. Dükkânın ön cephesi tamamen camdı, içerisi daha ferah, tavanı oldukça yüksekti, arka tarafta asma bir katı vardı. Bütün ilaçlar artık ambalajlı geliyordu ve artık açıkta ilaç satılmıyordu. Buna rağmen babam ellerini sabunlamayı ve yoğurt yemeyi hiç ihmal etmiyordu. Tarım ilaçlarının yanı sıra az da olsa hırdavat malzemesi satmaya devam etti. 1986 yılından itibaren kardeşim Ahmet Öztürk babama yardımcı oldu. O da Tarım İlaçları Bayiliğikursuna gidip sertifika almıştı. Yaşının  ilerlemesine rağmen babam, boş durmaya alışık olmadığından yine dükkâna gitmeye devam etti. En iyi anlaştığı dükkân komşusu, berber Hüseyin’di. Kendisinden genç olmasına rağmen çok iyi anlaşırlardı. Babam 20 Nisan 2003 tarihinde vefat ettikten sonra bir süre kardeşim Ahmet Öztürk dükkânı açık tuttuysa da sonunda kapatarak Ankara’ya taşındı.

  Şimdi dükkânımızda tüpçüler, kiracı.

  İş hayatından geriye eski dükkânın komşularıyla çekildikleri siyah-beyaz bir fotoğraf ve güzel anıları kaldı. O fotoğrafta bir kısmı ayakta diğerleri önde tahta sandalyelerine oturmuşlar. Babam sağ başta ayak ayak üstüne atmış, kolçaklı kollarını kucağında birleştirmiş.

  Oturanlar arasında Hidayet Ünal, Ziya Gökşen, tuzcuAhmet, kalaycı İsmail, kalaycı İhsan… bulunmakta.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER