Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

Çocukluğumun Mahallesi-1

Çocukluğumun Mahallesi-1
20 Temmuz 2020 - 21:25 'de eklendi ve 700 kez görüntülendi.

Yazar; Safire Öztürk Aksarı


HAYMANALI

Çocukluğumun Mahallesi-1

  Çocukluğum Haymana’nın Medrese Mahallesi İsmet Paşa Sokağı Numara:3’te ahşaptan iki katlı, içten merdivenli, kapıları ve kapakları kalem işçiliğiyle oyulmuş çok dolaplı bir evde başladı. Komşu evlerin bahçelerinde, sokakta, çocuk parkında ve Çaldağ İlkokulu’nda sürdü.

   Dolu dolu, coşkulu ve mutlu bir çocukluk yaşamışım. Yaşamışım diyorum, çünkü başkalarının çocukluk anılarını dinledikçe ve okudukça fark ediyorum.

   İnsanlar yaşı ilerledikçe çocukluğunu anımsarmış. Benim de öyle oldu sanırım. Öte yandan ünlü eğitimcilerin savunduğu ve benim de katıldığım; “En etkili/kalıcı öğrenme yaparak-yaşayarak öğrenmedir. Çocukluk dönemi öğrenmenin ve kazanımların en hızlı edinildiği dönemdir.”

   Özellikle Adnan Binyazar’ın “Devini Yitiren Çocuk”kitabını okuduğumda çok etkilendim. Kitabı okurken, hep kendi ailemi ve çocukluk yaşantım gözümün önüne geldi. Arada dağlar kadar uçurum olduğunu fark ettim. Meğer ben ne kadar mutlu bir çocukluk geçirmişim! Çocukluk döneminde yaşadıklarımın zenginlik olduğunun farkında değilmişim.

  Çocukluğum, orta sınıfa ait sıradan ve doğaldı. Ama Adnan Binyazar’ın çocukluk anılarını okuduğumda içim ezilmişti ve ona göre çok zengin bir çocuklukmuş meğer benimkisi!

  Çocukluğum; benim aynı zamanda yaşadığım çevrenin de tarihiydi / geçmişiydi!

  Kendi çocukluğumla oğlumun çocukluğunu karşılaştırdığımda, sokakların çocuklar için eskisi kadar güvenli olmadığını fark ettim.

  Mahallemizin sokakları, bizim için okuldan sonra en etkin öğrenme alanımızdı. Sokaktaki öğretmenlerimiz; arkadaşlarımız, ağabeylerimiz, ablalarımız, annelerimiz, babalarımız, komşularımız, teyzeler, amcalardı…

  Bizler, 5.5-6 yaşlarında okula başlar 17 yaşımızda liseden mezun olurduk. Çocukluk dönemi deyince de 5-13 yaşları arasındaki anılarım aklıma geliyor.

  5.5 yaşımda okula başladığımda Kazım Güvenöğretmenim sınıfın kapısında kollarını açar, “Kucak kucak!” diyerek bizi karşılardı. Kucaklar, havaya kaldırır,sonra da sıralarımıza oturturdu. Bir de sınıfta keman çalışını hiç mi hiç unutamıyorum!

  O yıllarda (1961-1966) Çaldağ İlkokulu; özgün mimarisiyle, bahçesindeki ağaçlarıyla ve binanın içerisine girildiğinde mandolin, akerdeon, bağlama, keman sesleriyle sanki bir Konservatuarı anımsatırdı. O yıllarda öğretmenler,mutlaka bir enstrüman çalmasını öğrenerek mezun olurlardı Öğretmen Okullarından..

  Okulumun arka bahçesinde; telle çevrilmiş kümeslerde tavuklar, tavşanlar, bir başka bölümde de maydanoz, soğan gibi bitkiler bulunurdu.

  Okulun girişinde kocaman bir salon ve sahne bulunurdu. Tüm sınıflar salona açılırdı. Salonda hem okulun öğrencilerine hem de velilere yönelik sosyal etkinlikler –gösteriler, piyesler/oyunlar, tiyatro, şiir em müzik geceleri… olurdu.

   Simsiyah perdeleriyle laboratuar çok ilgimizi çekerdi. Çeşitli basit deneyler ve filmler izlerdik. Gürültülü çalışan bir film makinemiz vardı.

   Okulun yiyecek kooperatifinde Nuri ustanın simitleri eksik olmazdı.

   Biz çocukluğumuzda ne kadar sağlıklı olduğunu bilmediğimiz ABD’nin Marshall Yardımının(!) denekleri olduk! Bize zorla içirilen süt tozları, ayranlar, balık yağları, gerçekten bizim yararımıza mıydı? Yoksa yardım adı altında Amerika’nın çıkarlarına mı hizmet ediliyordu bilmiyorduk!?

  Okulumuzda arkadaşlarımız, aynı zamanda mahallemizdeki arkadaşlarımızdı. Her etnik kökenden, sosyal ve ekonomik sınıftan arkadaşlarımız vardı.

   Okulumuz tam gündü. Çarşamba günleri yarım gün olur, öğleden sonra sosyal etkinlikler yapılırdı. Cumartesi günleri de okul, öğleye kadardı!

   Öğle araları evimize gider, yemeğimizi yer dönerdik. Okulumuzun yakınındaki Güllübaş teyzeden mutlaka mısır patlağı alırdık. Teneffüs aralarında bile koşa koşa mısır patlağı ve ayva alan arkadaşlarımız olurdu.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER