Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

ÇOCUKLUĞUMUN MAHALLESİ-2

ÇOCUKLUĞUMUN MAHALLESİ-2
18 Ağustos 2020 - 20:11 'de eklendi ve 1239 kez görüntülendi.

Yazar; Safire Öztürk Aksarı

Çocukluğumun Mahallesi-2

(Komşularımız)

   Medrese Mahallesi İsmet Paşa Sokak Merkez Kaplıcanın önünden Yeşil Camii’ye kadar uzanırdı.

   Sokağımızdaki evlerin çoğu iki katlıydı. Tek katlı çok az ev vardı. Her evin bahçesi ya da avlusu olurdu. Babam Karahocalı Tarım İlaçları Bayisi Lütfi Öztürk, avluya hava alına yer anlamında “hayat” derdi. Çoğu komşumuzun bahçesi ya da avlusunda kuyu bulunurdu. Bir de üzüm asması. Çardak biçiminde.

  Suyu o zamanlar hiç tükenmeyecek, azalmayacak bir kaynak sanırdık. Kuyudan çekilen suyla sık sık avlu yıkanır, sokak sulanırdı. Oyundan dönen çocukların elleri, yüzleri, ayakları yıkanır ayrıca yün ve çamaşır da yıkanırdı.

  Kuyusu olmayanlar ihtiyaçlarını Acı Çeşmeden karşılardı. Suyu içilmediği için Acı Çeşme denirdi. İnsanlar evlerine tenekelerle ve kovalarla temizlik için su taşırlardı. Şu anda Acı Çeşme yok…

  Bir bayram günü çekilen fotoğrafta sokağımızın çocuklarından bazıları var. Fotoğrafta ablam Safiye Öztürk dışında hiç kimse Haymanada yaşamıyor. Sol başta ablam Safiye, yanında Paşa Dikmenin kızı Emine, önünde kardeşi Fatma, yanında Satoların torunu Türkân, önündeki Terzilerin Neşe, yanında Ümit, Ayla, Ayşe, ben Safire, Dilek, Nermin, Nesrin, arkada Mualla, önde kardeşim Ahmet Öztürk, Terzilerin Celalettin ve sadece saçı görünen kardeşim Mahmut Öztürk bulunmakta.

  Aynı fotoğrafı anlatmaya devam ediyorum. Arka planda görünen ev Koca Terzilerin

-Sivrihisarlı İsmet Sözeri- eviydi. Çünkü şu anda yerinde yok, boş bir arsa olarak duruyor. Sağında Acı Çeşme bulunmaktaydı. Şimdi o da yok.

  Üstünde Çocuk Oyun Parkı vardı. Solunda Ziraat Bankası, sağında da Çetinkayaların Ekmek Fırını. Çetinkayaların ekmek fırınından siyah uzun simit tavalarını alır, annelerimiz evde kurabiye, peksimet yapar, pişirtirlerdi. Tavalar tekrar fırına götürülürdü. Sık sık güveç yaptırırdık.

 Çocukluğumda Deli Hasan fırında çalışır, Acı Çeşmeden fırına su taşırdı. Oysa, deli filan değil saf birisiymiş. İnsanlar takılmadan edemezdi. Sokağın farklı bir rengiydi. Sık sık cebindeki bozuk paraları karıştırır, ses çıkartır “Denizde kum, Hasanda para” derdi.

  Fotoğrafta yarım görünen bina Satolara aitti. Fotoğraf Hacı Annelerin –Sivrihisarlı Çulluların Ömer diye anılırdı- evinin önünde çekilmişti.

  Hacı Annelerin –Fitnat teyze- evinin yanındaki çıkmaz sokaktan bizim eve girilirdi.

  Koca Terzilerin evinin içinde taşlıkta kuyu vardı ve içerideki merdivenden yukarı salona ve odalara çıkılırdı.

  Hacı Annelerin avlularında kuyu ve asma vardı. Bizim avlumuzda da tulumba, kuyu, küçük bir havuz, çamaşır taşı, çardak şeklinde üzüm asması ve tandır evi bulunmaktaydı.

  Fethiye Hanım teyzelerin –arkadaşım Dileklerin- bahçesi oldukça büyüktü. Her çeşit ağaç vardı. Yine bahçelerinde kuyuları vardı.

  Adil Hanım teyzelerin bahçesi çok büyüktü. Devasa dut ağaçları vardı. Çok iri ve tatlı dutları olurdu. Tabağını 1 liradan hamamın önünde çocuklara sattırırdı.

  Sokağımızdaki komşular arasında dayanışma, Sonbaharda zirveye çıkardı. Çünkü o zaman kış hazırlıkları başlardı. Kime odun-kömür gelmişse, büyükler kırar küçükler küçük kutularla taşıyarak yardımcı olurdu. Kömürler, taş –kok- kömürüydü. İri olurdu. Çekiçle kırılarak ufak hale getirilirdi. Isı değeri çok yüksekti. Linyit kömürü gibi tozlu ve kokulu olmazdı. İş bitince çocuklara şeker ya da kuru yemiş verilirdi.

  Mahallemiz Birleşmiş Milletler gibiydi. Her etnik kökenden ve meslekten insanlar yaşardı. Türk, Kürt, Tatar, Boşnak, Laz, Çerkez, Arnavut gibi farklı kültürlerden oluşurdu. Hiç kimse kendini başkalarından üstün görmezdi. Bu farklılıklar hakaret gibi değil, bir sıfat gibiydi. Örneğin, Kürt Fatma, Tatar Fatma, Lazların Fatma… gibi.

 Yine her meslekten insanlar bir arada yaşardı. Günümüzde Öğretmenler Sitesi, Hakimler Sitesi, Güvenlikçiler Sitesi, Esnaflar Sitesi, Sporcular Sitesi gibi mesleklere göre gruplandırılmış semtler-mahalleler yoktu.

  Bizim mahallede kimler oturmadı ki…

  Mesleklerine göre: Babam Tarım İlaçları BayisiKarahocalı Lütfi Öztürk, Fen memuru Rıza, Tahsildar Muzaffer, İcra memuru Konyalılar, Tapu memuru Kilisli, Manifaturacılar Kürt Hacı Osmanlar, İsmet, Hamza ve Paşa Dikmen ile Mehmet Saraçlar, Öğretmenler İsmail Hakkı Kaytanlı-Kazım Güven-Yusuf Karakoç-Tabur Aydın-Mehmet Özerkan, Hasan Hüseyin Saygılı, Zabıta Kazım, Nüfusçu Kürt Ahmet, Bekçi Kalender, Polis Malatyalı Mehmet, Demirci Rahmiler, Marangoz Şıh Ahmet, Bakkal Veysel, Terzi İsmet Sözeri, Manav Şef Rıza, Badanacı Boşnak Süleyman, Dişçi Halil, Şoför İhsan, Avukatlar Seval ile Hayati, Köfteci Fayık, Kahveci Cemal, Kalaycı Dursun, Tatlıcı Zabit, Memurlar Nadir ile Niyazi Kapıcı, Ebe Hacer, Sazcı Sadık, Kasap Sarı Yaşar, Simitçi Nuri…

 O yıllarda Haymanaya gelen memurlar uzun süre kalır, tayin istemezlerdi. Şimdiki gibi Ankaradan sabah gelip akşam dönmezlerdi.

 Zamanla insanlar iş için, eğitim için başka ülkelere, başka kentlere gitti. Yerine gelenler o boşluğu dolduramadı, içselleştiremedi…

  Ortak bir kültürümüz yaratılamadı. Herkes kendini misafir gibi hissediyor. Çünkü insanlar yaşadığı kentin tarihini bilmediği için kültürüne de sahip çıkamıyor…  

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER