Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

Çocukluğumun Mahallesi-4

Çocukluğumun Mahallesi-4
13 Eylül 2020 - 12:45 'de eklendi ve 1001 kez görüntülendi.

Yazar; Safire Öztürk Aksarı

Çocukluğumun Mahallesi-4

Alt kat Kiracımız Suzan Abla

Lokantacı Mustafa Gedik ile evliydi. Culuklu Aşçı Memet’in geliniydi. Her gün kocasının ve garsonların önlüklerini, masaların örtülerini yıkar, tertemiz asardı. Bazı günler işkembe temizler, lokantaya gönderirdi.

Sinemaya gideceği günler saçlarına sabahtan bigudileri takar, öğlen işi bittiğinde çıkarır, makyajını yapar “Kadınlar Matinesi”ne giderdi.

Gençti ve güzeldi. O zamanlar kadınlar sinemaya “İbret almak için gidiyoruz” derlerdi.

İlk kızı Mehtap doğduğunda zaman zaman beni bakmam için çağırırdı. Benim görevim ağzına emzik vermek, bir de salıncağın ipinden tutup sallamak. O bebekti, ben 6-7 yaşlarında çocuktum.

Ben severek gidiyordum. Çünkü kûşe kâğıda basılmış SES dergileri ve Saklambaç gazetesine bakmak-okumak çok hoşuma gidiyordu.

O zamanlar İran Kralı Şah Rıza Pehlevi’nin karısı Süreyya’nın ve ailesinin fotoğrafları çıkardı.

Kurşun Dökme Ritüeli

Nazara çok inanırdı. Çocukları ağladığında, rahatsızlandığında nazar değdiğini düşünür, hemen hazırlıklara başlardı. Bu da benim için özel bir törendi.

Hemen tepsinin içine ekmek, soğan, bıçak, para ve ortasına kurşun dökmek için içi su dolu bir kap koyardı. Kendisi çocuğu kucağına alır, sofra bezi gibi bir örtünün altına girer, beklerdi. Kurşun dökecek teyze, kurşunu tavada ısıtarak eritir ve suyun içine dökerdi. Kurşun soğuk suyun içinde çeşitli şekillere girerek donardı. Eğer iğne gibi sivri şekiller almışsa, çok nazar değmiştir. Kurşun döken teyze fal bakar gibi açıklardı. Suzan abla rahatlar ve tepsidekileri (soğan, ekmek ve parayı) sokağın başına bırakmaya giderdi. Bıçağı eve mi bırakır, birilerine mi verirdi yoksa bir yere mi bırakırdı bilmiyorum. Sadece o tören/ritüel beni ilgilendiriyordu.

Meryem Teyzeler

Eşi sevimli Tahsin amca idi. Büyük oğulları Salih Abi, Türk sinemasındaki artistler gibiydi. Küçüğü Mehmet abi, benim Mehmet abimle yaşıttı. Abim de esmerdi ama nedense ona Kara Mehmet diyorlardı. Sadiye Abla; uzun boylu, kısa saçlı, dudağının üzerindeki benle ilgi çekerdi. Çok şık ve temiz giyinirlerdi. Ayşe abla, kendi halinde sıradan birisiydi.

Meryem teyzelerin annesi Nuriye teyze, çocuklar tarafından çok sevilirdi. Çünkü çocuklara patlamış mısır, akide şekeri ve mendil verirdi bayramlarda.

Evleri tek katlı ve toprak evdi. Şimdi onun yerinde apartman var. Orası okula ve pazara giderken kullandığımız yokuştu. Kışın karda, yazın toprakta kayardık. Üstümüz başımız toz içinde kalırdı.

Şefika Teyzeler

Eşi tahsildar Muzaffer amcaydı. Çocuklarının hepsi bizden büyüktü. Hüseyin abi, kaymakam olmuştu. Saniye Soyer,sokağımızın ilk öğretmen okulu mezunu genç bir öğretmendi. Çok şık giyinirdi ve güzeldi. Birgül abla ve İlhan abiHaymana-Ankara yolunda gerçekleşen trafik kazasında hayatlarını kaybetmişti. Çok üzülmüştük. Mihri abla, annesiyle uzun süre birlikte yaşadı, sonra evlendi.

Şefika teyze, sokağın çocuklarından sık sık şikayet eder, “Işığı gören çıkmış”, beğenmediği bir şey içinse “kapaksız kaynamış, buharsız pişmiş” derdi.

Sık sık topumuz bahçelerine düşerdi. Patlatılmış ya da bıçaklanmış olarak geri dönerdi. Biz çocuklar kızardık ama onlar da haklıydı. Çünkü habersiz bir anda başlarına ya da çamaşır kazanının içine düştüğünü bizler düşünemezdik.

Fatma Teyzeler

Eşi Hüseyin Varova idi. Birkaç yıl kiracımız olmuşlardı. Bulgaristan göçmeniydi. Çok temizlerdi. Sardunya çiçekleri ilgimizi çekerdi. Çocuklar Nihat abi, Nevzat Abi, Necdet abive Nebahat ablaydı. Nebahat abla ilkokul öğretmeni genç, neşeli, cıvıl cıvıl birisiydi. O yıllarda Haymana’da lise olmadığı için ya öğretmen okulu sınavlarına girer kazanır öğretmen olurlardı ya da aileler çocuklarını okutmak için Polatlı’da, Ankara’da ev kiralar okuturlardı. Hatırladığım kadarıyla Necdet abi, çok zeki bir öğrenciydi. Polatlı Lisesi’ndeyken TRT’de yayınlanan Okullararası Bilgi Yarışması’nda birinci olmuşlardı. Nebahat abla dersini yazarak çalışmasında ısrar ettiğinde “Ben defterimi değil, kafamı süslüyorum” derdi.

Saniye Yengemler

Eşi akrabamız olan Niyazi Kapıcı idi. Evleri kaplıcaya daha yakındı. Zıp Zıp Alilerin evinin yanındaydı. Saniye yengem Çerkez olduğundan babam “Çerkez kızı” derdi. Her gün fırsat bulur, kahve içmeye gelirdi. Çocukları Mustafa. Ömer, Sahure, Sabiha, Tülin, Tülay’dı. Mustafa abi, ilkokul öğretmeniydi. Her gün Çaldağ İlkokulu’na takım elbisesiyle çantası elinde koşturarak giderdi. Daha sonraları Rehber Öğretmen olarak çalıştı. Niyazi amcam, memurluktan gelen alışkanlıkla emekli olduktan sonra da beyaz gömleğini, kravatını ve takım elbisesini hep giydi. Saniye yengem de kızları da Niyazi amcaya çok güzel baktılar. Sabiha, Tülin, ablam Nesibe, ben, kardeşim Mahmut kuzumuzu da alarak Gürcü hocaların bahçesine gitmiştik ve orada yediğimiz ama hiçbir yerde görmediğimiz Frenk üzümü yediğimizi unutamıyorum. Yıllar sonra köfteci Fayık Yücel’in kızı, Necmettin dayımın gelini benim sınıf ve sokak arkadaşım Seher, Frenk üzümünü saksıda yetiştirmişti. Ekşimsi, şeffaf, yeşil, hafif tüylü, küçük, yuvarlak bir meyve. Hiçbir yerde satılmıyor.

12 Eylül 2020

SÜRECEK…

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER