Haymana Haber | Haymana Haberleri | Haymana Gazetesi | Haymana Son Dakika
Y9yWL.jpg>

Hemşehrimizden 3. Eser! (Röportaj)

Hemşehrimizden 3. Eser! (Röportaj)
06 Aralık 2020 - 15:33 'de eklendi ve 2135 kez görüntülendi.

Yazar Ayhan Benli

Ankara, Haymana ilçesine bağlı Bumsuz Mahallesi‘nden hemşehrimiz Ayhan Benli, “Kayıp Hazine”, “Zulmün Müzesi” eserlerinin ardından  bu  yıl “Uzlet” isimli öykü kitabını piyasaya sürdü. Yazarımız Bülent Han, Ayhan Benli ile bir soru-cevap gerçekleştirdi.

Ayhan Benli “Uzlet” adlı Öykü kitabını okurlarıyla buluşturdu.

Yazar Ayhan Benli 1979 Ankara doğumlu. İlk kitabı Kayıp Hazine’yi 2015 yılında (şiir- aforizma), Zulmün Müzesi kitabını 2018 yılında (şiir-aforizma), Uzlet adlı kitabını da (öykü) 2020 yılında okurlarına sundu. Kendisi gazetemizle söyleşi tadında bir sohbet gerçekleştirdik. Dilerseniz hemen bu sohbete başlayalım.

Kitabınızı yazarken kitabınıza koymuş olduğunuz uzlet sözcüğünün sizde uyandırdığı duygu nedir?

Uzlet sözcüğü anlamından bağımsız olarak evvela şiirsel bir dize gibi geliyor duygu dünyama. Ve bu his kelimenin gerçek anlamı ile de örtüşüyor sanki. Toplumdan bedensel veya ruhsal olarak izole olmak gibi bir anlam… Bu sözcüğe daha fazla anlam yüklenebileceğini düşünüyorum. Örneğin sadece toplumsal değil, insanın kendi iç dünyasında doğru bulmadığı ancak engel olmakta da zorlandığı bir içtenkaçış… bir arınma… Bu ismin dinsel bir motif veya kendisini dindar olarak tanımlayanların ekseriyetle kullandığı bir sözcük olduğunun farkındayım ancak böyle bir anlam yüklemediğim kitabı okuyanlar tarafından sanırım anlaşılıyordur.  

İlk iki kitabınızdan farklı olarak bu kez öykü kalem almışsınız. Bunun özel bir nedeni var mı?

Öykü yazmak en büyük arzularımdan biriydi. Bu serüvene şiir ile başlamak esasen planladığım bir şey değildi. Yıllardır şiir, özlü söz ve öykü kalem alıp not ediyordum. Şiirlerin artık deftere sığmadığını ve bir yerlere göç etmek istediği kanısını iliklerime kadar hissedince kaçınılmaz olarak soluğu yayınevlerinde aldım. İlk iki kitabımı okuyan okurlar şiirlerin öyküsel olduğunu bilirler. Öyküsel şiir yazmak öykü yazmaya giden bir yol gibidir. Sanırım bu yol bir biçimde beni öykü dünyasına ulaştırdı. Ve ben bu dünyada olmaktan memnunum.

Kitabınızı yazarken neden metafor yazım tekniğini kullanmaya gayret gösterdiniz?

Metafor kullanmadan öykü olabilir ancak okunası, keyif alınası bir yazının ortaya çıkması kanaatimce zordur. Öyküye derinlik katmak için bu tekniğin kullanılması elzemdir. Aksi halde düz bir yazı okuyor olmaz mıyız?

Metafor kullanırken birkaç hususu belirtmek isterim. Ne okurun gözüne sokulan bir metafor ne de okurun göremeyeceği kadar silik bir metafor. Bu dengeyi kurmak için epey gayret gösterdim, umarım başarabilmişimdir.  

 

Ateş böceğinin dansı öyküsünü yazarken görme engeli olan bir insanın hayat hikâyesini ele almışsınız. Bu insanın sizde yaratmış olduğu etki nedir.

İki yıl kadar önce görme farkındalığı olan bir bireyi tango dansı icra etmek için sahneye davet etmiştim. Profesyonel bir dansçı olmadığım için açıkçası biraz zorlanmıştım. Dans bitiminden sonra kafamda adeta bir şimşek çakmıştı ve buna bir öykümde mutlaka değinmeliyim demiştim. Görme farkındalığı olan bir bireyin hayattan kopmayarak, üstelik tango gibi göreli zor bir dansı icra etmesi inanılmaz bir etki bırakmıştı bende. Bunu yazmamak gibi bir şansım olamazdı. Keyifle, keyifle yazdım bu öyküyü…

 

 

Kitabınızda toplumun neredeyse her türlü sorununa yer verdiğinizi görüyorum; ihraçlar, eşcinsellik, kadınların yaşadığı sorunlar, işçiler, aile ilişkileri, sokağa çıkma yasakları vs. Bunun özel bir nedeni var mı?

Bu ülkede yaşayıp da bunları görmemek için akli dengenizin yerinde olmaması lazım. Çevremde gözlemlediğim her türlü sorunu tarafsız bir gözle okura aktarmaya çabaladım. LGBT bireylerinin maruz kaldığı ayrımcılığı, işçi sınıfının emeğinin karşılığını alamamasını, işsiz bırakılan insanların yaşadığı ailevi sorunları, savaşların insanlar üzerinde bıraktığı psikolojik etkileri, bizim ve gelişmesini tamamlayamamış toplumlarda kadınların ve çocukların yaşadığı baskıyı, tacizi, tecavüzü ve şiddeti yazmamak için insanlıktan çıkmak gerekir. İnsan haksızlıklara çıkardığı ses kadar insandır…

Öyküye devam mı?  

Elbette. Şu an yeni öykülerimi yazmaya başladım bile. Yaşadığım müddetçe belleğime yer eden tüm hikâyeleri kitap sayfalarına aktarmaya gayret göstereceğim. İleride bu hikâyeler bir roman serüvenine beni götürür mü bilemiyorum ama bir roman yazmak gibi bir hayalim var. Ama biraz daha zamana ihtiyaç var.
Sevgili Ayhan Benli’ye bu samimi sohbet için teşekkür ediyor, yazarlık hayatında kendisine başarılar diliyorum.

Röportaj; Bülent Han

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER